Mesaj
gönderen ERKAN_OZDEMIR » Cum Eki 26, 2007 10:23 pm
Sevgili Arkadaşlar;
Geleceğimizin teminatı olan gençliğimizi tanıyabilmemiz için önce gençliğimizin umutlarını, beklentilerini, sıkıntılarını, zevklerini, problemlerini kısaca iç dünyalarını bilmemiz gerekir.
Gençliğini tanımayan bir millet geleceğini tehlikeye atar. Her dönemde gençliğin sorunları dönemine göre farklılıklar gösterir.
Hem dönemin farklılıklarını bilmek hem de gençliğin dünyasını tanımak başta anne-babaların, eğitmenlerin, pedagogların ve sosyologların görevidir. 21. yüzyılın "bilgi çağında" herşey baş döndürücü bir hızla değişiyor. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu görüyoruz.
Bugünün gençliğinin büyük çoğunluğu kendisine, ailesine, okuluna, işine karşı devamlı ilgisiz davranışlar sergiliyor. Önemli ve ciddi olayları önemsemiyor. İşini yaparken "lakayt" davranıyor. Futbol, müzik ve eğlenceyi çok ön planda tutuyor. Sıradan davranışlarıyla, adeta gününü kurtarmaya çalışıyor.
Geleceğini önemsemiyor. Yaptığı işi üstünkörü yapıyor. İşiyle, geleceğiyle ilgili hep kaçamak davranışlar sergiliyor. Uyanık ve zeki oldukları için kendilerini kamufle etmesini de çok iyi beceriyorlar. Kitleleri yönlendirmeye yönelik yayınlar yapan "medya"nın etki alanına kendilerini kaptırıyorla
Yalnız gençler değil, çağın insanı zorlanmadan, alın teri dökmeden kolaycılığı kendini kaptırmış. Teknolojinin hızıyla birlikte kolay yaşamayı, "köşe dönmeyi" yaşam tarzı haline getirmiş.
Tabi bunun psikolojik ve sosyolojik nedenleri vardır. Çağımızın insanı kolay ve rahat bir dünyada kendini buldu. Babaları, dedeleri gibi yokluk çekmediler, savaş görmediler. Teknolojinin, kitle iletişiminin her imkânından yararlandılar. Her şeyi kolay elde eden yeni nesil, kolay da harcamak istiyor. Yiyecek, giyecek özlemi çekmiyor. Anne-baba hayatın bütün zorluklarına rağmen evlatlarını yokluk çektirmiyorlar. "Biz çektik evlatlarımız çekmesinler" anlayışı, yeni nesli kolaycılığa ve bedavacılığa sürüklüyor
Yeni neslin tüm dünyasını futbol dolduruyor diyebiliriz. Futbol tutkusu normal spor tutkusu olmaktan çıkıp bir gencin dünyasını dolduran bir ideal haline dönüştü. Bu durum tesadüfen oluşan bir akım değildir. Özellikle rejimler tarafından planlanan organizeli bir harekettir. Gençliğin enerjisini kanalize eden onların potansiyellerini kontrol altında tutan çok önemli bir "araç" olarak kullanılıyor. Araçtan öteye "amaç" haline dönüştü. Genç ve dinamik insan potansiyeline sahip olan bizim gibi ülkelerin en çok başvurdukları oyalama taktiklerinden biri olan futbol rejimlerin "can simidi"dir.
Futbol sayesinde gençleri oyalıyorlar. Enerjilerini sahalarda koşturarak tüketiyorlar. Onları düşünmekten alıkoyuyorlar. Haksızlıklar ve keyfi uygulamalar karşısında genci tehlike safının dışında bırakıyorlar. Bunun için de futbolu ve futbolcuları cazibe merkezi haline getiriyorlar. Bu camianın insanlarını, sürekli gündemde tutarak gençlerin dünyalarını futbol ve futbolcularla dolduruyorlar. Futbol ve futbolcularla oturup kalkan bir nesil ne düşünebiliyor ne de etrafında olup biteni görebiliyor.
Her insanın müzik ve eğlenceye karşı bir zaafı vardır. Müziği ve eğlenceyi sevmeyen insan çok azdır. İnsanın hoşuna giden kişiyi dinlendiren bir tutkudur. Meşru ve makul şartlar içerisinde olduğu sürece de her insan yeri ve zamanı geldiğinde müziğini dinlemeli ve eğlencesini de yapmalıdır. Ancak, müziği sürekli genç beyinlere pompalarsanız onları fanatik hale getirirsiniz. Bugün yapılan da budur. Gündüzleri futbolla gencin beynini oyalamayı düşünen güçler, geceleri de müzikle ve eğlenceyle gencin hayatını doldurarak tamamıyla pasifize edip beynini etkisiz hale getirmeyi hedeflemişlerdir. Bunun için de, futbolda olduğu gibi müzikte de sanatçıları cazibe merkezi haline getirip devamlı toplumun önünde tutuyorlar.
Gazetelerde, televizyonlarda, reklamlarda sanatçı bay ve bayanlar gençlerin modeli olacak hale getiriliyor. İşin içine bir de cinselliği katınca bu oltaya düşmeyecek genç olabilir mi? Cinsellik, müzik, alkol ve eğlence birleşince gencin duygu dünyası cazibe merkezi haline gelmiş oluyor. Gündüz vaktini futbolla gece de müzikle, eğlenceyle geçiren bir genç gelecekle ilgili ciddi şeyler düşünebilir mi? Etrafında olup bitenden haberi olur mu?
Anne-baba okul ve toplum olarak gençliğe ne verirsek, karşılığında da ancak o kadarını alırız. Bizlerin beklentileri çok ama, gençliğe verdiğimiz yeterli mi sorusunun karşılığı maalesef yok. Hep sızlanıp söyleniyoruz ama söylemesini pek beceremiyoruz.
Savurganlık, çağın en yaygın alışkanlıkları arasında yer alıyor. Lükse ve tüketime alıştırılan çağın insanı, israfın her çeşidini yapmaktan kendini alamıyor. Özellikle gençlik, aşırı şekilde israfla iç içe yaşıyor.
Çağın gençliği sabırsız ve tahammülsüz duruma geldi. Çabuk sıkılıp, tez bıkıyor. Büyüklerinin öğütlerini önemsemiyorlar. Öğüt almak canlarını sıkıyor. Kendi başlarına buyruk olma ve sorumsuzca yaşamak istiyorlar. Kendilerine göre doğruları, kendilerine göre yaşam tarzları var. Buna kimsenin müdahale etmelerini istemiyorlar. Bu yüzden anne ve babalarıyla sürekli problem yaşıyorlar
Kendi ülkesinde iş bulma umudu olmayan gençliğin en çok istediği şeylerden biri de yurtdışına gitme arzusudur. Yurtdışına gidip bol para kazanarak, büyük imkânlara sahip olacakları umuduyla yaşıyorlar. Yetişmiş vasıflı insanlardan tutun da sıradan iş yapan yığınlarca insan yurtdışına gitmek için çırpınıyor. "Beyin göçü" ülkemizin kanayan yaralarından biri haline geldi...
Bu soruna çare bulunmazsa gençliğimiz, umudunu kendi ülkesinde değil de yabancı diyarlarda aramak zorunda kalacaktır.
Kitle iletişimin ve teknolojinin yaygınlaşması sonucunda her şeyi gören gençlik, derinlemesine bilgilenmeye ihtiyaç duymuyor. Her duyduğu ve gördüğü olayın düzeyselliğine bakarak bilgilendiğini zannediyor. Aktüalite ve magazinsel bilgilerle yetiniyor. Yeni nesil, bu sıradan bilgilerle kendini çok akıllı ve bilgili zannediyor.
Olumsuzluklara ve suça teşvik eden o kadar çok olayla iç içe yaşıyoruz ki, bir gencin suç işlememesi adeta imkânsız hale geldi. Yazılı basın, televizyonlar, sokaklar, okullar, eğlence yerleri ve sosyal mekânlar olumsuzluklarla dolup taşmış vaziyette... Böylesine yoğun bombardımana maruz kalan çağımızın gençliği, olumsuzluklarla beraber yaşamak zorunda kalıyor. Uyuşturucunun her alanda görülmesi, alkolün tabi hale gelmesi, cinselliğin sıradanlaşması, cinayetlerin normal hale gelmesi gençliği ister istemez suça sürüklüyor.
Okumak her olumlu şeyin başıdır. Bilgilenmenin temeli okumakla olur. Okumayan bir toplumda ne gelişme, ne de huzur olur. Kulaktan duyma bilgilerle ve görsel anlatımlarla yetinen gençliğin bilgileri çok yetersiz. Yetersizliğin daha vahim boyutu ise, "kendilerini bilgili zannetmeleridir." Okumadan bilgilendiğini zanneden gençliğin geleceği hiç de aydınlık gözükmüyor.
Kültürel değerlerimizle, Batı dünyasının değerleri arasında sıkışan gençliğin "kimlik arayışı," Osmanlı'nın son dönemlerinden başlayıp günümüze kadar devam ede gelmiştir. Bir gence, özgürce düşünebilme, kendisini ifade edebilme güveni vermek, yeni nesil için büyük önem taşıyor.
Bir gencin başta kendisine, ailesine, büyüklerine ve devletine güvenmesi onun hayata bakışını ve kişiliğini oluşturuyor. Bu güven verilmediğinde kendini ifade edemez, bunalımlara ve çeşitli arayışlara sürükler. Ülkemizin gençliği gerek kültürel, gerekse sosyal açıdan aradığını ülkesinde bulamadığından çeşitli arayışlara yönelmektedir. Ne aradığını tam olarak bilmediğinden kimliğini de ifade edemiyor.
Sonuçta hedefi olmayan, istikameti belli olmayan, kendisine ve ülkesine güvenmeyen bunalımlı bir gençlik ortaya çıkıyor.
Arkadaşlar;
Bu konuya daha öncede katılmaya çalışmıştık.Konuyu tekrar gündeme getiren MATRAX 'a teşekkür ederim.Madem ki Demircili gençliği nerede ne yapıyor diye bir başlık atıyoruz o zaman eylemlerimizle söylemlerimizin uyuşması gerekir.Bizler Türk genleri olarak neden anlamlarını bilmediğimiz yabancı isimleri kullanıyoruz.Bir çoğumuzun ismi ya evliya ismi ya peygamber ismi,bunları bırakıp kendimize başka isimler neden takıyoruz.Çok merak ediyorum acaba bir gayri müslim kendisine Ahnet,Mehmet,Süleyman ismini takar mı ?
İsterseniz Demircili gençliği olarak bu isim konusundan başlayalım.Bu konuda lütfen kimse üzerine alınmasın,bunu söylememdeki amaç sadece birbirimizi daha iyi tanımak.Benim naçizane görüşlerim bunlar diğer arkadaşların yorumlarınıda bekliyorum.
Hepinize saygılar sunarım.
Erkan ÖZDEMİR.